Köşe yazarları

Vazifesinin aslanı!


Siyasette ‘görevli’ler hep olur. Yeni bir şey değil. ‘Mutemet rejim adamları’ denir bazen onlara, sabittirler, kenarda durup kritik anlarda çıkarlar ortaya. Bazen ‘ekonomiyi kurtarmak için’ bir uçaktan inerler, bazen Devlet Planlama Teşkilatı’ndan gelip cuntaların mimarı olurlar. Misal, şimdi bir darbe olsa bu memlekette, on tane başbakan, yirmi tane maliye bakanı çıkar anında; o kadar da geniş bir kadrodurlar yani, saymakla bitmez! Hani bazı futbol takımları için ‘kulübesi zengin’ derler ya, öyle bir şey işte.

Bizimki, biraz yeni kuşaktan… Hevesli çocuk! Daha önce Musul’da görevliydi; sonra -hangi pazarlıklarla olduysa artık-oradan paçayı kurtarıp geldi; şimdi CHP’de görevli.

Niye CHP’de? Onu bilmiyoruz. ‘Vatan görevi’ bu, hikmetinden sual olunmaz!

Kılıçdaroğlu çok seviyor onu ve onun gibileri. İhtiyaç duyuyor olmalı. Bir yanda Sezgin, diğer yanda Öztürk…

Mühim işlerin adamı! ‘Derin’ bir havası var! Arada bir konuşuyor, âleme ayar veriyor, sonra susuyor.

Barzani’ye 24 saat süre verdi geçen gün mesela. Daha doğrusu hükümete söyledi bunu. ‘Verin 24 sat süre. Aklını başına almazsa eğer…”

Eee? N’olacak aklını başına almazsa? “Anladığı dilden konuşmak diye bir kavram vardır diplomaside. O dilden konuşmak gerekir.”

Anlamazsa? N’olacak? N’apçen?

Erbil’i bombalamak mesela, nasıl? İyi fikir gibi görünüyor. Tabii bu arada caddeler boyunca sıralanan Türk bankaları ve mağazalarını ayıracak bir bomba türü de icat etmek gerekiyor ama neyse, o ayrı konu, teknolojik bi’şey, damadın şirketi var, halleder!

***

Hep bir adım önde olmayı seviyor… Geçenlerde, nisan ayında, TSK Şengal’i bombaladığında da, pek hoştu mesela. “Bu, gayet normaldir. Hatta gecikmiştir” diye buyurdu bizimki. “Orada, Sincar bölgesine hâkim olmak istiyorlar. Sincar’ı koparıp, Suriye’deki sözde Rojava’ya bağlamak istiyorlar ve yuvalanmak istiyorlar” şeklinde değerlendirmelerde bulunmuş ve ferasetiyle hepimizi kuyumcu vitrini gibi aydınlatmıştı. Şu ‘sözde Rojava’ lafına takmıştım ben o zaman; “bir yere isim lazımsa onu da biz koyarız” tadında bir durumdu yani.

***

Ağustos’ta ise sıra Bahçeli’ye gelmişti… Her zamanki gibi “Kandil’e çıkalım bayrak dikelim” modunda olan Bahçeli’ye çok sert cevap vermişti doğrusu: “Yapsınlar. Neden yapılamıyor? Türkiye’de artık milliyetçilik laf milliyetçiliğine dönüştü. Eylem milliyetçiliğinden çıktı, laf milliyetçiliğine dönüştü.”

Nasıl? İlginç değil mi? CHP Genel Başkan Yardımcısı, ‘yozlaşmış’ olduğunu düşündüğü MHP Genel Başkanı’na ‘Laf değil eylem milliyetçiliği yap’ diye çıkışıyor! Ülküdaşlar arasında ilginç bir polemik doğrusu! İlginç ama bir taraftan da düşünüyor insan, nasıl yani? ‘Eylem milliyetçiliği’ nasıl bir şey? Mesela 7 öğrencinin boğma teliyle öldürüldüğü ‘eylem’leri hatırlıyorum ben…

***

Neyse işte… Bizimki verdi Barzani’ye 24 saat mühlet, bakalım ne yapacak Erbil? Belki de haber gönderir el altından, ‘Kurbanın olayım Öztürk, sen bu işe karışma’ diye, bilmiyoruz.

Onu bilmiyoruz ama bir şeyi biliyoruz: Bu Cumartesi Meclis’te yine ‘Tezkere” oylaması var. ‘Vatan’ ve ‘teferruat’ yeniden karşı karşıya gelecek ve elbette ‘Vatan’ kazanacak: Ver mehteri ver mehteri!

Şaşırıyor muyuz? Hayır! Hiç şaşırmıyoruz! Çünkü biliyoruz, ‘görev’ kutsaldır! Ne diyordu Ziya Gökalp? “Sakın hakkım var deme / Hak yok vazife vardır!”

***

Ha, bir de şu var bak, onu da unutmayalım: “Ben devletten gelen bir insanım. Eğer bir muafiyet içinde hareket etmesi gereken bir konvoy varsa bu MİT ile İçişleri Bakanlığı ve ilgili diğer bakanlıklar arasında yazışılır ve bu tip olaylar meydana gelmez…”

Bu arkadaş da (Faruk Loğoğlu) şimdilerde ortalıkta yok ama bir ara CHP’de Genel Başkan Yardımcısı olarak ‘görevli’ydi. Bu sözleri de MİT tırları yakalandığında söylemişti.

Hakkını yemeyelim, o da ciddi adamdır yani. “Yapacaksanız doğru düzgün yapın, milletin ruhu duymasın” diyor, haklı!

Ciddi ve önemli adam… Kılıçdaroğlu onu da severdi de sonra ne oldu bilmiyorum; partideki ‘görevli’ kotası doldu belki de…

***

Görevli deyince…

Kahrolası belleğim benim… Yaşlandıkça çok şeyi unutuyorum; 1968’lerin Ant dergisinin haftalık sayılarından birisi vardı. Derginin manşeti “CIA ajanlarını açıklıyoruz” gibi bir şeydi ve uzun bir liste halinde bir CIA projesi olan Amerikan Barış Gönüllülerine eğitmenlik yapan Türk ajanların listesini veriyordu.

Faruk Loğoğlu mu? Yok yok, belleğim beni yanıltıyor olmalı…

Ya da belki isim benzerliğidir!