Köşe yazarları

vatan!


sizin de dikkatinizi çekmiştir, sayın cumhurbaşkanımız, geçtiğimiz günlerde çok eski bazı cephanelere başvurma ihtiyacı hissetti. hatırlayanlar, okuyanlar vardır. adalet partisi ve süleyman demirel de anti-komünist temalara sık sık başvururdu, bugün epeyce önemli noktalarda olan sağ kadroların çoğu komünizmle mücadele derneklerinde yetişmiştir. neler neler denirdi o yıllarda. örneğin paylaşmayı savunan komünistlerin -e o da bir meta olduğuna göre- kadınlarını da paylaştıkları falan iddia edilirdi. kadınların tabii ki komünist olacak hali yoktu, hem zaten islam’da ve birçok laik ideolojide kadınların erkeklerini paylaşması makul görülüyordu, hâlâ da öyle.

zamanlar değişti, reel sosyalist sistem yıkıldı (reel’i küçümsemek anlamında değil, gerçekleşmiş, gerçekleşebilmiş kadarıyla anlamında kullanıyorum.) komünizm artık suç değil (nerde o eski 141. 142. maddeli günler) ama sağ düşmansız durur mu; bölücülük çıktı.

fakat tabii çevreye verdiği zarar sebebiyle köprüye, havaalanına yapılan itirazı bölücülüğe bağlamak zor. tahminim şu ki, gençlik günlerini, solcuların boğaz köprüsü’ne itirazlarını ifade ettikleri yıllarda geçirmiş olan basın danışmanları o zaman kullanılan temaları hatırladı.

oysa bu konuda sesi ve mücadelesi en çok duyulan çevre ve ekoloji hareketlerinin komünistlerden, solculardan oluştuğu doğru değil. içlerinde örneğin anarşistler (ay ay ay ay! daha fena!) olduğu gibi, kendilerini böyle ideolojik akımlarla tanımlamayanlar çoğunlukta.

sayın cumhurbaşkanımızın ifadeleri, solun bazı kesimlerinin tepkisini çekti, sadece resmi açıklamaları değil, infial halindeki sosyal medya hesaplarını da kastediyorum. hatırlarsınız, bir de ali koç kapitalizmle ilgili eleştirel bir şeyler dediğinde böyle infial olmuştu, sanki adam politik bir figür de anti-kapitalistliği elimizden alacak.

fakat bu vatanseverlik meselesi, üstünde durulmaya değer bence. kendi adıma bu toprakları, bu toprakların iklimini, yemeklerini seviyorum. alaturka dinlememe rağmen, bütün eski alaturka şarkıların sözlerini bildiğimi fark ediyorum, sokakta bunlardan birini ya da bir dokuz sekizliyi duyduğumda içim kıpırdıyor, türkçeye, inceliklerine bayılıyorum, türkçenin ingilizce gramerle yazılması beni rahatsız ediyor. ama zeybekten sirtakiye geçildiğini, hangi yöreye gidersek gidelim, düğünlerde halay, horon, govend, dabke… yapıldığını da görüyorum. vatan benim için anadilim, yerel kültür. bu toprakların nasıl yönetileceğine, bu ülkenin -insan emeği de dahil olmak üzere- bütün kaynaklarının nasıl değerlendirileceğine bu ülkenin vatandaşlarının karar vermesinden yanayım, yani anti-emperyalistim. ama anti-emperyalizm bununla sınırlı değil. başka ülkeler için de aynı şeyleri diliyorum. benim ülkem güçlü olsun, kararlarını -artık o da ne kadar oluyorsa- kendi halkı versin, üstünde üs olmasın ama başka ülkelerin iç işlerine karışsın, oraları işgal etsin demiyorum ki bugün sağın dilindeki antiemperyalizm tam olarak bu. bu toprakları seviyorum ama refah ve özgürlüğü bütün insanlar için istiyorum. şunu da unutmamalı, sadece sağın değil, solun da belli kesimlerinden büyük destek gören avrupa birliği süreci, bu topraklara neyin ekileceğini de belirleme süreciydi, şimdi mercimek kanada’dan geliyor diye dövünenler var.

ama daha önemlisi şu, komünizm vatanseverlikle tanımlanamaz, öyle olsa neden habire enternasyonal kursunlar değil mi! marx manifesto’da, “bütün ülkelerin işçileri birleşin!” derken, bütün dünya üzerinde yaşayan emekçilerin çıkarının ortak olduğunu kastediyor, bu hele küreselleşme çağında çok daha gerçek ve önemli. bunlar tabii çoğunuzun bildiği şeyler.

ama belki üzerinde daha az durulan bir konu var. komünistler, ülkelerinin sömürgeci siyaseti karşısında ne yapar? yukarıda andığım sloganın, güney asya halklarının emperyalizme ve sömürgeciliğe karşı mücadelesiyle birlikte, “bütün ülkelerin işçileri ve ezilen halklar, birleşin!” olarak zenginleştirildiğini biliyoruz. bu kendini komünist olarak tanımlayan bütün partileri etkiledi mi? örneğin fransız komünist partisi, kendi devletinin cezayir’deki sömürgeci siyasetine karşı çıktı mı? hayır! cezayir bağımsızlığını 1962’de kazandı, bundan sadece altı yıl sonra, 1968’de, fransa büyük bir kalkışmayla sarsıldı. burada fkp’nin bir rolü oldu mu? hayır! ve daha önemlisi, bu tarihle, bugün önemli bir bölümü göçmen olan fransız işçi sınıfını etkileme şansı, durumu var mı? bu sorunun cevabını size bırakıyorum.