Köşe yazarları

Ulusal birlik çalışmasına katılım üzerine


Ortadoğu’nun yeniden yapılandığı tartışma götürmez bir gerçek. En son yapılanması 1. Dünya Savası koşullarında şartları hazırlandı ve savaşın galipleri bölgeyi emperyalist ihtiyaçlarına göre kurdular. Bu yapılanmadan Kürt halkına düşen pay ise, ülkelerinin dörde parçalanması ve her parçanın farklı ulus-devletlerin ulusal yayılmasına terk edilmesidir. Her parçada Kürtler üzerinde yoğun ve sistematik bir inkâr ve imha uygulandı. Özcesi son yüzyılda Kürtler büyük kaybetti. Katliamlar ve kitlesel sürgünler yaşandı. Kürtler büyük acılar yaşadılar. Büyük direnişlerde ortaya koydular. Ancak başarıya ya da özgür yaşama ulaşmaları mümkün olmadı.

Çünkü zamanı kaçırmışlardı. Dünya savaşına doğru gidildiğinde hazırlıkları yoktu. Gelen dünya savaşını öngörebilecek düzeyde bir örgütlülüğe sahip olmadıklarından başarıdan da söz edilemez. Hal böyle olunca da onun bunun askeri olmaktan kurtulamadılar.
1. Dünya Savaşında da büyük kayıplar verdiler. Fakat savaşta yer alış şekilleri kendileri adına olmadığından kaybettiler. Bedel ödemişlerdi ancak o bedel başkaları adınaydı. Dolaysıyla adına savaştıkları güçlerin verdikleri kimi sözlerinde kıymeti harbiyesi olmadı, olamazdı da.

Savaşlarda verilen sözler suya yazılmış gibidir. Suyla birlikte akıp gider o sözler. Öylede oldu. Savaş bittikten sonra Kürtler bulundukları yeni ülkelerde Türk, Fars ve Arap oldukları ilan edildiler. Bunu ret eden Kürt halkına katliamlar uygulandı ve kitlesel olarak sürgün edildiler.

Kürtler direndi. Ancak direnişleri dağınıktı ve yerel kaldı. Ülke genelinde eşzamanlı merkezi bir ulusal birlik düzeyine ulaştırılamadı. Dolaysıyla başarılı olamadılar. Acılarını dünyada duymadı. Çünkü savaşta her sömürgeci güç payına düşeni almış ve katliam düzeyinde ki operasyonel eller serbest bırakılmıştı.

Yüzyıl sonra 3. Dünya Savaşı koşullarında Ortadoğu yeniden yapılandırma sürecini yaşamaktadır. Kürt halkı 1. Dünya Savaşı öncesi gibi hazırlıksız yakalanmadı. Hemen her parça ciddi bir örgütsel ve pratik mücadele içerisindedir. Dolayısıyla başka güçler tarafından yedeklenen, kendi amaç ve hedefleri doğrultusunda kullanmaya büyük oranda yatkın değildir. Halk ve ülke adına siyaset yapma, güç yedekleme, fırsatlardan faydalanma ve buna uygun ilişki-ittifak kurma yeteneği gelişmiştir.Durum vurgulanmaya çalışılan kapsamda olsa da; tüm yönleriyle güç birikiminin ve kullanımının tam yeterli olduğunu söylemek mümkün değildir. En önemli sorunların başında da parçacılık ve 20. yüzyılda kalması gereken milliyetçi eğilimlerin ulusal birlik önünde oluşturduğu blokajdır.

“Küçük olsun benim olsun” ve kaynağını mülkiyetçi anlayıştan alan yaklaşım ulusal birliğin oluşmaması için ayak diretmesi; örgütler, kesimler arası parçalı duruşlara yol açmaktadır, güç yoğunlaşmasının oluşumunu zayıf ve yetersiz kalmasına götürmektedir.

Ulusal birlik oluşmadığından hem Kürdistan’ın iç sorunlarının çözülmesi ve aşılmasını güçleştirmekte hem de uluslararası ilişkilerin Kürdistan adına kurulmasını engellemektedir. Her parti, örgüt ve hareket kendi adına ilişki ve ittifak kurmaktadır. Dolaysıyla yürütülen özgürlük mücadelesini merkezi koordinasyondan yoksun kalması ortak mücadeleyi zayıflatmaktadır.
3. Dünya Savaşı sonuçlandığında Ortadoğu’nun asıl yapılanması gündemleşecektir. Bu zamana şimdiden hazırlıklı olmak için Kürdistan adına hareket eden bir ulusal otoriteye ihtiyaç vardır. Savaş sonrası Kürt halkının kazanımları olacaktır. Yani her hâlükârda Kürtler bir statüye ulaşacaklardır. Ancak kazanılacak statü içeriğinin tam dolu olması için birleşik bir mücadeleye bağlı olacağıda tartışma götürmez bir hakikattir. Aksi halde ödenen büyük bedellere denk bir sonuca ulaşmak olanaklı olmayabilir, büyük olasılıkla da böyle olacaktır.

Ulusal birlik çalışması günümüzün öne çıkan en önemli çalışması olmaktadır. Mücadele değerlerinin korunması ve geliştirilme önünde engel olarak duran bu engelin aşılması, başta örgütlü güçler olmak üzere Kürdistani çevrelerin gündemine alması ve üzerlerine düşen rolleri oynamaları en özgürlükçü çalışma olmaktadır.

Son zamanda ulusal birlik çalışması üzerinde yoğunca durulmaya başlandı. Bu iyi ve sevindirici bir gelişmedir. Çalışmanın başarıyla sonuçlanması tarihi bir adım olacaktır. Bu tarihi adımın başarısı için çalışmak her Kürdistanlının temel görevi olduğu akıldan çıkarılmamalı ve emeğini buna katmalıdır. Bu tarihte bende olmalıyım bilinci ile hareket etmek elzemdir diyebilmelidir.