Köşe yazarları

Ormanlar neden yakılıyor?


Son günlerde özellikle Kürt coğrafyasının hemen her yerinde ormanlar yanıyor. Yanıyor doğru bir belirleme olmayabilir, çünkü bütün veriler ormanların askerler tarafından açılan ateşlerle yakıldığını gösteriyor. Savaşlarda bazı askeri taktikler vardır. Bu taktiklerin en “aşağılık” olanlarından birisi de “yakıp yıkma taktiği”dir. Bu taktik “düşmana” faydalı olabilecek her şeyin tahrip edilip kullanılamaz hale getirilmesine dayanmaktadır. 1977 Cenevre Sözleşmeleri’nde yasaklanan bu taktik, halen dünyanın birçok yerinde uygulanmaktadır. Bu sözleşmeyi imzalamamış olan ülkeler ise, dikkat çekici; ABD, İsrail, İran, Pakistan, Türkiye ve Irak. Niçin böyle bir sözleşmeye imza atmadıkları bize anlaşılmaz gelebilir. ABD’yi biliyorsunuz tüm dünyaya kan kusturan bir ülke ve bu nedenle imzalamaması garip değil.

İsrail ise Arap halkları, özelde ise Filistin halkına yönelik bugüne kadar uyguladığı politikalar gereği böyle bir sözleşmeye imza atması beklenemezdi. İran, Pakistan ve Irak da aynı eksende iktidarların varlığı ile yönetilmekte. Evet sıra geldi Türkiye’ye! Türkiye niçin imzalamıyor dersiniz? Aslında bu sorunun tek bir cevabı var Kürt halkı! Kürt halkının yaşadığı coğrafya, ormanlar ve sularla çevrili. Bu bölgenin sermayenin talan bölgesi haline getirilebilmesi için Kürt halkının boyunduruk altına alınması gerekiyor. Oysa Kürt halkı, bugüne kadar ortaya koyduğu pratikle bunun mümkün olamayacağını göstermiş durumda.

Yakma yıkma taktiği!

Tek millet, tek devlet gibi sloganlarla Kürt halkının haklı talepleri yok edilmeye, baskı altına alınmaya çalışılırken, Türkiye’nin tek devlet mi olduğu sorusu ile karşılaşıyoruz. Neden mi? Çünkü yakma yıkma taktiği “düşman” topraklarda gerçekleştirilen bir vahşet. Tek devlet iddiasında olan bir devlet kendi sınırları içindeki bölgeleri “ormanları, köyleri” niçin yakar ya da bombalar? Gerekçeleri ‘terörist’ avı. İyi de ormanlar da mı terörist, ormanlardan ve köylerden ne istiyorsunuz? Bunun çok yönlü cevapları var elbette. Başlıca nedeni kırsal kesimde insana dair hiçbir şey bırakmamak. Köyleri, mezraları boşaltmak istiyorlar. Bunu Türkiye’nin dört bir yanında da istiyorlar.

Uyguladıkları ekonomi politikaları ile bu durumu epey hızlı biçimde başarıyorlar da. Ancak Kürt halkının yaşadığı bölgede uygulanan ekonomi politikaları ile gerçekleştiremediklerini zora dayalı gerçekleştirmek niyetindeler. Kırsalı boşaltmak istemelerinin nedeni olarak bölgedeki direnişin buralardan beslendiğini düşünmeleri. Ancak bunu daha önce de denediler ve yüzlerce köy zorla boşaltıldı, köyler ormanlar yakıldı, köylüye hayvan dışkıları yedirildi, insanlar çoluk çocuk infaz edildi fakat bunu başaramadılar. Tüm bu baskı ve zulme rağmen bölgedeki hareketlilik bitmediği gibi daha da büyüyerek sürdü.

Bir diğer gerekçeleri ise, boşaltılan kırsalda özellikle maden şirketleri için alan açmak temel hedefleri olarak görülüyor. Sadece Dersim’de 18 noktada birden yangın çıkarıldı. Köylüler bu yangınları çıkaranların askerler olduğu iddiasında. Dersim’de ve diğer Kürt coğrafyasında yaşanan yangınlar kayda geçmiyor. Türkiye’nin dört bir yanında çıkan ya da çıkarılan yangınlar sonucu zarar gören bölge için ölçekler açıklanır. Şu kadar dekar ya da bu kadar hektar ormanlık alan zarar gördü ya da kül oldu gibi açıklamaları Kürt coğrafyasından duymak mümkün değil. Operasyon bölgesi gibi gerekçelerle bu açıklamayı yapmıyorlar. Yanan ormanlardaki ağaçların sayısının nefreti daha da büyüteceğini düşünüyor olabilirler ya da yakma yıkma taktiği mi uygulanıyor? Bunu bilemiyoruz!

Yeni tren yolu!

Elazığ Karakoçan ilçesi sınırlarında yer alan Peri Vadisi’nden Kiğı’ya kadar barajlarla sular kontrol altına alındı. Su halkın kullanımına yasaklanmış durumda. Oluşan baraj göllerinden su almak artık yasak. Tarlasını sulamak amacıyla su motoruyla su çekmeye çalışan köylüler engelleniyor. Yaylalarda ve mezralardaki sular, kalekollara bağlandı ve artık mezralarda hayvan otlatmak imkansız hale geldi. Köylerin ve mezraların suları yok artık. Köylülerin arazilerine acele kamulaştırma adı altında zorla el koyuldu. Kamulaştırmaya karşı kazanılan davalar uygulanmıyor ve her şey sermayenin çıkarına uygun işliyor.

Bölgede ayrıca maden bakımından zengin olduğu tespitleri yapılmış. HES şirketlerinden sonra maden şirketleri bölgeyi talana hazırlanıyor. Buradan çıkacak madenlerin taşınması içinse, yeni bir tren hattı inşa edileceği bilgileri var. Erzincan Üzümlü’den başlayıp, Pülümür, Nazimiye, Mazgirt, Karakoçan, Palu, Ergani, Çınar’dan geçip Kızıltepe’ye kadar uzanan hatla bölgeden çıkarılması hedeflenen madenlerin taşınması planlanıyor.

Kapitalizm için yol çok önemli. Yolla hem tüketim ürünleri için sermayeye pazar yaratılırken, aynı yol üzerinden el konulan doğal yapılar sermaye hizmetine koşulması için yollar inşa ediliyor. Yeni tren yolu da bu nedenle planlanıyor. Yani maden şirketlerine alt yapı oluşturuluyor. Aynen Karadeniz’deki “Yeşil Yol” gibi devlet maden şirketlerinin alt yapılarını inşa ediyor. Maden altyapılarının kamu eliyle yapılabilmesi içinse, yasalar çıkardılar bile. Süreç işte böyle işliyor. Munzur Vadisi’nde Peri Vadisi gibi barajlarla doldurulmak ve dağlarında maden sahaları açmak hedefleniyor. Ormanlar neden yakılıyor, HES’ler neden inşa ediliyor diye merak edenler şunu çok iyi bilmeli, her şey sermaye sömürüsü ve bekası için yaşanıyor. Bu amaç uğruna insanların ve diğer canlıların yaşam hakları yok ediliyor.