Köşe yazarları

Yüzyıllık şovenizmi aşmak


Referandum sonuçlandı. Gayri resmi olarak ortaya 51 evet, 49 hayır sonucu çıktı. Bu sonuç Türkiye’nin siyasal haritasını üç bölgeye ayırdı: Kürdistan ağırlıklı olarak olmak üzere Ege ve Akdeniz’in kıyı şeridi, Trakya’da hayır oyları önde. Yine üç büyük şehir olan İstanbul, Ankara ve İzmir’de hayır çıktı. Evet oylarının önde olan alanlar ise İç Anadolu’da ve Karadeniz alanlarına sıkışmış durumdadır.Bu tablo çok yönlü siyasal, sosyal, ekonomik gibi bütün yönleriyle analiz etmeyi gerekli kılar. Ancak kapsamlı konular olduğundan bir makale kapsamında tümünü incelemenin olanağı yoktur. O yüzden referandum sonrası Kürtlere dönük çeşitli çevrelerin kimi yaklaşımları üzerinde durmaya çalışacağım.

Referandum sürecinde göreceli olarak iki küme şekillenmişti. Kümenin biri AKP’nin başını çektiği MHP ve kimi küçük parti ve eğilimlerden oluşuyordu. AKP’nin iddiası Kürtlerden aldığı oylarda artış olduğudur. Bunun büyük bir manipülasyon olduğunu hemen vurgulamak gerekiyor. Aslında üzerinde durmaya bile gerek yoktur. Ancak şunu belirtmek gerekir ki, son iki yıldır sürdürülen Çökertme Planı’nın fiyasko ile sonuçlandığı referandum ile yeniden ortaya çıkmıştır. Burada tek tek Kürdistan’da uygulanan vahşeti saymaya gerek duymuyorum. Çünkü bunları Kürtler her gün yaşayarak çok iyi bilmektedirler. Referandumla bir kez daha kanıtlanmıştır ki, AKP’nin bitişi bir yana, devletin kendisi etrafı büyük duvarlarla çevrilmiş, yoğun teknolojilerle donatılmış binalardan ibaret hale gelmiştir. Bu devletin bitişi anlamına gelmektedir.

Elbette her sömürgede olduğu gibi Kürdistan’da da ruhunu sömürgeciyle özdeşleştirmiş bir avuç işbirlikçi bulunmaktadır. Bu kesimlerin yaşam damarları tamamen sömürgecinin varlığı ile vücut bulmuştur. Onlar fiili sömürgecilik var oldukça varlıklarını sürdüreceklerdir. Sömürgeciliğin bitişi onlarında bitişi olacaktır.
Asıl üzerinde durmak istediğim diğer küme olan hayır kümesidir. Referandum sonrası mealen şu tür sözleri sarf etmeye çalışıyorlar: “ Batı hayır oyu vererek anayasa değişikliğine kırmızı kart gösterdi ama Kürtler gereğini yapmayarak evet çıkmasının önünü açtılar.”

Şunu açıkça vurgulamak gerekir ki, böyle düşünmek şovenizm, üstünlük taslama ve kibrini konuşturmaktan başka bir anlama gelmemektedir. Kürtleri kendi askeriymiş ve küçük görmek, öyle değerlendirmektir.
Böyle düşünenler, tavır ve tutum içinde olanlar, öncesi bir yana bırakılsa bile son iki yılda Kürdistan’da yaşananlara ne tür tepkiler verdiler.

Taybet anaya küçük de olsa hiç vicdanları sızladı mı? Cizre bodrumlarında yaşanan vahşette ne yaptılar. Kelaynak kuşlarının neslinin tükenmesine duydukları tepki düzeyinde bir tepki verdiler mi?

Nusaybin, Cizre, Sur başta olmak üzere onlarca Kürt şehrin ağır silahlarla yerle bir edilmesine nasıl tepki verdiler, içlerinde de olsa yakılıp yıkılmasına “oh iyi oluyor” diyen düşünceler geçti mi?

Dünyanın herhangi bir yerinde yaşanan vahşete verdikleri tepkinin onda birini Kürdistan için verebildiler mi?

Bunlar ya hiç yapılmadı ya da çok cılız ve utangaçça, ne dedikleri de pek anlaşılmayan davranışlar göstermelerinin utancın duydular mı?” Bu utancı duyanlar ancak Kürtlere böyle eleştiriler yapmaya hak kazanabilir. Kaldı ki, referandumda Kürtlerin yönelimi takdire şayandır. Savaş koşullarında baskı, sindirme ve her tür hilenin yapıldığı ortamda büyük oranda hayır çıkarma başarılmıştır.

Yapılan baskı, sindirme ve hilelerin onda biri Batı’da yapılsa idi sonuç ne olabilirdi?

Herhangi ‘hayırcı’ bir partinin eş başkanları, sekseni aşkın belediye eş başkanı, binlerce üyesi tutuklu olsa idi o partinin ve kitle tabanının hali nasıl olabilirdi? O parti varlığını sürdürebilir miydi? Herhalde parti varlığı sona ererdi ve kitle tabanı dağılırdı.

Biraz vicdan sahibi olmak gerekir değil mi? ‘Kibir’ olsa bile biraz vicdanlı olmak demokrat olmanın temel kriteri olarak bakmak anlamlı olmaz mı? Aksı halde Kürtlerle demokratik bir gelecek birlikte kurgulanamaz. Gelecekte birlikte yaşamanın zeminini örmek için asıl güven vermesi gerekenlerin Türk demokratları değil, Kürtlerdir denilirse insafsızlık olmaz mı?

Sorduğum birkaç soruya durumun doğru anlaşılması açısından bakılmalıdır. Doğru yaklaşım ve cevaplama ortak yaşamın koşullarını hazırlar. Tersi ise Kürtlerin kendi yollarını kendileri belirleme ve geleceğini ona göre tasarlama durumu ile karşı karşıya bırakabilir. Bunu aşmanın ilk koşulu da şovenizm ve kibrin aşılması ile olanaklı olabilir. Demokrat olmak yüzyıllık şovenizm zehri aşılarak ulaşılabilir.