Köşe yazarları

AKP iktidarının siyasal karakteri


AKP’nin siyaset anlayışında “uzlaşma ve mutabakata” dayalı bir demokrasi kültürü yok. Halkı “inananlar ve inanmayanlar” şeklinde iki gruba ayırarak adeta bir sürü güder gibi yönetiyor. İktidara geldiği günden itibaren çizdiği zikzaklara rağmen, devlet ve toplum hayatında totaliter bir anlayışı hakim kılmaya çalışıyor. İslami biat kültürünü dayatarak herkesi sivil ve askeri bürokratik otoriteye itaat etmeye zorluyor. AKP’nin ve hükümetin yazılı siyasal programının hiçbir değeri yok. Çünkü AKP’de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın söylediği her şey kanun gibi algılanıyor ve kural haline getiriliyor. Erdoğan’a sormadan ne bir bakan ve ne bir parti yöneticisi bir şey yapamıyor. Erdoğan tek başına hem ülkenin gündemini ve hem de partinin tüm politikalarını belirliyor. Referandumdan 2 gün önce tek adamlığı vurgulamak için “ben ne dersem o” diyen Erdoğan, “Evet diyenlerle hayır diyenleri aynı kefeye koymam” diyerek yurttaşlar arasında ayrımcılık yapıyor. Parlamenter ya da başkanlık sistemlerinde bir partinin çoğunluğu sağlaması ve hükümet olması tek başına her şeyi yapmaya muktedir olduğu anlamına gelmez. Diğer partilerin önerilerini, denetimini ve temel konularda uzlaşma taleplerini dikkate almak zorundadır. AKP’nin siyasal anlayışında mutabakat aramak ve uzlaşmak, “geri adım atma, tükürdüğünü yalama” olarak algılanıyor. “Dik durma, efelenme, rakibini küçümseme ve aşağılama” üslubu da, siyasal etikten ve protokollerden uzak bir anlayışı yansıtıyor. Anadolu ve Mezopotamya coğrafyasının çok kimlikli, çok kültürlü ve çok inançlı toplumsal dokusunu suni gerginlikler, karşıtlıklar ve uzlaşmazlıklar yaratarak dinamitleyen AKP, gerginlik ve çatışma politikalarını toplumsal hayatın bütün alanlarına (aileye, okula, camiye, kışlaya ve sokağa) taşıyor. İdeolojik, siyasal, kültürel ve dinsel baskının yarattığı korku ve pasifikasyon yöntemleri ile kitlelere Sünni ve Hanefi İslam mezhepçiliğini dayatıyor. Fransız klasik liberal düşünürlerinden Benjamin Constant şöyle diyor: “Kişi özgürlüğü ve güvenliği, vicdan, düşünce ve inanç özgürlüğü, basın özgürlüğü ve mülkiyet hakkı iktidarın sınırını oluşturur. Bu hakları ihlal eden iktidarlar meşruiyetlerini kaybeder. Bu iktidarın kaynağında halk iradesi varsa, o da gayr-ı meşru sayılır.” Seçimle gelmiş olsa bile bir iktidar istibdat devri başlatarak insan hak ve özgürlüklerine dokunur ve onları sınırlamaya kalkışırsa, totalitarizme yöneliyor demektir. Toplumu baskı ve terörle yönetmeye alışmış bir iktidar, karşısında bir halk muhalefeti bulamazsa, istibdadının sınırlarını genişletmeye devam eder ki, bu da halkın direnme hakkına meşruiyet kazandırır. Düşünce ve ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü, örgütlenme hakkı, yaşam hakkı, direnme hakkı, uluslararası hukuk normlarına göre oluşan temel hak ve özgürlükler, insan hakları hiçbir dönemde olmadığı kadar AKP iktidarı döneminde sınırlanmakta ve gasp edilmektedir. AKP, yandaşlarına farklı hukuk normları uygularken, kendisine muhalefet edenlere karşı olağanüstü rejim standartlarını reva görmektedir. Türk-İslam milliyetçiliği ve muhafazakârlığı, statükoculuğu ve geleneksel sistem savunuculuğu, kişiye ve güce tapınma refleksi, siyasette takiyeci, entrikacı ve komplocu yöntemleri AKP iktidarının siyasal karakterini belirleyen olgulardır. Türk oligarşisinin militarist, şovenist, asimilasyoncu ve yayılmacı hedefleriyle örtüşen AKP’nin bu siyaset karakteri, demokrasinin egemen sınıfların bir bölümüne kadar daraltıldığı, demokratik hak ve özgürlüklerin yukarıdan aşağıya doğru alınıp verilebildiği, egemen ulus ve devlet çıkarlarının her şeyin üzerinde tutulduğu oligarşik devlet biçimine tekabül etmektedir.