İzlenim

Trakya ‘Evet’in korkulu rüyası


Trakya’da referandum sonucu az çok belli gibi; bölgenin geleneksel bir tutumu var ve o değişecek gibi görünmüyor. Ama belki de bu referandumun asıl etkisi kampanya vesilesiyle HDP’nin bir adım daha öne çıkma imkânını yakalaması

M. Ender Öndeş

İşin rengi daha ilk adımda, otobüsün Edirne yolcularını aktarma yaptığı Havsa’da belli oluyor. Ben, 7 Haziran günlerinin alışkanlığıyla otogarda ilk gördüğüm amcaya yanaşıp “N’olcak bu işler” diye bir kapı açıyorum ya, amca elindeki gazeteye bakıp bu referandum işini icat edenlerle ilgili “ailevi” içerikli öyle bir şey söylüyor ki, buraya yazmam mümkün değil!

Temel fark bu belki de. Nerede o eski seçim izlenimleri! Eskiden, memleketin herhangi bir yanında dolmuşta, kahvede, ortaya bir olta attın mıydı, hele de gazeteci olduğunu söylemişsen, millet bülbül gibi şakırdı. Şimdi öyle bir heves yok pek; olan da öyle herkesin ortasında başını belaya sokmak istemiyor anlaşılan.

Her şey bir tuhaf! Hani bir yedi kat yabancı gelse Edirne’de referandum olduğuna dünyada inanmaz, o kadar sakin! Kent merkezine girene kadar öyle birkaç billboarda rastlıyorsun, o kadar! Benim gibi İstanbul’da “Evet” zehirlenmesine uğramış birine iyi geliyor ama belirgin bir “rahatlığı” da gösteriyor sanki. Trakya’nın durumu belli; herkes kapıyı yüzde 60 “Hayır”dan açıyor. AKP ipin ucunu salmış, CHP “çantada keklik” diyor sanırsam, o zaman da benim kentin en işlek yerinde stant/çadır arayışım hüsranla sonuçlanıyor. Sonradan konuştuğum HDP Tekirdağ İl Eşbaşkanı Kenan Yıldız, AKP’nin biraz da bilerek görünmediğini, ortada çok görünerek karşı tarafın enerjisini artırmak istemediğini söylüyor; haklı gibi. E, sonuçta rekabet az olunca kulak patlatan anonslar da olmuyor haliyle.

Bu sakinlik içinde HDP elinden geleni yapıyor. HDP Edirne İl Eşbaşkanı Beşir Belke, sınırlı bir kadroyla çalıştıklarını söylüyor. 7 Haziran sonrasındaki baskıyı yoğun biçimde hissetmişler, gözaltılar, tutuklamalar, hatta kurşunlamalar… Buna rağmen, özellikle pazarlarda bildiriler dağıttıklarını, akşamları da kahve, ev ziyaretleri yaptıklarını anlatıyor. Edirne’de HDP’yi öcüleştirme çalışması başarıya ulaşmış biraz; partinin emektarlarından Kerim Tüfekçi, 7 Haziran’da köyleri gezdiklerinde ne kadar olumlu tepkiler aldığını anlatıyor örneğin. Şimdiyse HDP lanetli hale getirilmiş durumda. HDP Edirne İl Saymanı Müzeyyen Belke örneğin, pazarda dağıttıkları bildirilerin aslında ilgi çektiğini ama iş alttaki imzaya gelince suratların ekşidiğini anlatıyor.

Sonuçta Edirne’nin “Hayır”cı olacağı kesin. Yüzde 70 gibi rakamlar telaffuz ediliyor. MHP de çalışmıyor kentte, muhalifleri daha güçlü hatta. Akşener’in mitinginin Soylu’nunkinden daha kalabalık olduğunu anlatıyor herkes.

8_trakya_4

Referandum: Bir fırsat

Edirne’dekiler Kırklareli’de “Hayır”cıların geniş bir platformu olduğunu söylüyorlar ama daha yakından bakınca durum pek öyle görünmüyor. Evet, Kırklareli’de de yüzde 60’lara varan, hatta aşacağı söylenen bir “Hayır” eğilimi var ama HDP’nin öcüleştirilmesinin etkileri, platformun kendisinde de mevcut gibi. HDP yöneticisi Yakup Aslan, kendileriyle aynı fotoğraf karesinde görünmeme hassasiyetinin platformda da ağır bastığını söylüyor.

HDP de, yönetsel sorunlar yaşasa da kendi kanallarından gidiyor Kırklareli’de. Ev ziyaretleri, birebir aile ilişkileri üzerinden bir zemin çalışması yürütüyorlar. CHP de çalışıyor anladığım kadarıyla ama epey bir iç sorunları var onların da. Aslında genel olarak Trakya’da bu “Evet-Hayır” oranları, CHP’nin, AKP’nin, HDP’nin son düzlükte yapacağı çalışmalara bağlı görünmüyor; elbette bunlar bir katkı yapabilir ama durum biraz kendiliğinden şekilleniyor gibi. Teorik anlamıyla bir “laiklik” değil belki sorun ama Trakya insanı, kendine özgü yaşam biçimini sürdürmek istiyor ve bunun için AKP’yi bir tehlike olarak görüyor. Dolayısıyla, halkın büyük bölümü kararını son anda vermiyor. Yakup Aslan da Roman bölgesindeki tarikat girişimlerinden endişeli ama genel olarak “Hayır” oranının yüksek olacağını düşünüyor.

HDP için ise çok umutlu. Yeni bir kongre süreci var yakında ve Aslan, gittikleri birçok insanın sevindirici bir şekilde yönetici olmak istediğini anlatıyor. Yıkılan Kürt kentleri, en çok da Taybet Ana’nın görüntüleri çok ağır yaralamış insanları ve referandum da biraz vesile oluyor toparlanma için.

Aynı şeyi daha sonra görüştüğüm DBP Genel Merkez yöneticisi Hüseyin Altun da söylüyor. “Belki de hayırlı bir vesile oldu bu referandum” diyor Altun, “Böylece yeniden canlandık, eski hatalarımızdan da ders alarak sahada daha fazla ortaya çıktık” diye konuşuyor. Gerçekten de referandum, Çorlu ve Marmara Ereğlisi gibi yerlerde daha somut olarak gözlendiği gibi HDP’ye bir “iyilik” gibi olmuş. Bu vesileyle siyaset yeniden ısınıyor, insanlar bir araya geliyor. Örneğin hiçbir bölgede sandık görevlisi konusunda tek bir yakınma duymuyorum; en azından o konuda pek sorun görünmüyor.

 

8_trakya_5

Çorlu: Yaptık, yine yaparız

Çorlu’nun neden Çorlu olduğunu kilometrelerce öteden anlıyor insan. Hiç bu kadar fabrikayı bir arada görmemiştim doğrusu. Bunun bir sonucu da şehrin çalışmaya daha uygun olması.

İl merkezini Tekirdağ’dan Çorlu’ya taşımış olan HDP’de ilk hissedilen şey, daha fazla özgüven. Partinin salonunda asılı Demirtaş’ın Çorlu mitingi fotoğrafı, görkemli renkleriyle hem gurur kaynağı hem de açık bir yara gibi duruyor. Eşbaşkan Kenan Yıldız umutlu ama. Yaptık daha iyisini de yapacağız eninde sonunda diyor. Saldırı lafı filan geçtiğinde de “kimin haddine” diyor rahatça. Evet, Çorlu’da Hazirancı gençlere bir sataşma olmuş ama aslında bunun AKP’ye zararlı olduğunu, olaydan sonra desteğin daha da arttığını anlatıyor. Genel bir iyimserlikle tahminler yapıyor, Çorlu’da her şey daha enerjik görünüyor. Bu hafta sonu için miting yerine her türden müzik gruplarının olduğu bir “Hayır Şenliği”nin kendileri için daha uygun olduğunu belirlemişler, onun hazırlıklarını yapıyorlar.

Bu arada, Marmara Ereğlisi’nde bir kahve toplantısından söz ediyor Yıldız. Birlikte gidiyoruz oraya. Marmara Ereğlisi, 7 Haziran’da Trakya genelinde HDP’nin barajı aştığı tek yermiş ve belli ki bir potansiyeli var. Çerkezköy’ü göremedim ama oradaki potansiyelin de yüksek olduğu söyleniyor.

Tipik bir “Kürdi” kahvehaneye geliyoruz. Yavaş yavaş toplanan kalabalıkta yaş ortalaması hayli yüksek; oturmuş bir yapı yani. Eşbaşkan ve Genel Merkez’den Hüseyin Altun konuşuyorlar. Öyle nutuk gibi değil, bir tür buluşma bu. Uzun uzun konuşulmuyor. İzleyiciler de boş değil zaten, arada Barzani’nin marifetleri üzerine soru da geliyor örneğin. Mızmızlık yok, yüzler gülüyor. Toplantıyı izleyince Çorlu’nun neden daha enerjik göründüğünü de anlıyor insan; eski bir reklam deyimiyle söylersek biraz da “mekan oynatıyor” insanı!

Sonuçta, esmeriyle sarışınıyla Trakya Erdoğan’ın “yerli ve milli” profiline pek uygun düşmüyor gibi. Elbette genel “Hayır” eğilimi ve genelde görülen demokratik atmosfer kendi içinde derin bir milliyetçiliği barındırıyor ama bu sınırların aşılması zaten o kadar kolayca, üç beş günde olacak iş değil.

Ama her ne olursa olsun, Hüseyin Altun’un söylediği kesinlikle doğru: Bütün gözaltılara, baskılara rağmen bu referandum HDP için ekstra bir şans. İletişim kanalları yeniden açılıyor, kenarda duranlar canlanıyor, geri çekilenler bir adım öne çıkıyor; 16 Nisan akşamı açıldığında içinden ne çıkarsa çıksın, sandık sandık olalı ilk kez bu kadar işe yarıyor…

8_trakya_3

Esmer bir mahalle

Arada, geçtiğimiz haftalarda vefat eden HDP adayı ve devrim emektarı Sedat Zımba’nın oğlu Devrim’le buluşuyorum. Babasının öyküsü, burada anlatılamayacak kadar uzun ve ilginç bir öykü. Ta ilk gençlikten başlayıp Yılmaz Güney hayranlığına, ardından Mahir Çayan’a ve daha sonra da devrimcileşmeye giden bu yaman çingenenin hikayesi başlı başına bir yazıyı gerektiriyor ve orada polis ve JİTEM tarafından kaybedilen Talat Türkoğlu’nun çok saygın bir yeri var. Herkese dokunmuş bir adam Zımba; Kerim Tüfekçi de “En çok onu kaybetmek ağrıma gitti” diyor mesela; kente ilk geldiği günden beri hep omuz omuza olmuşlar çünkü.

8_trakya

Devrim’le Selimiye’nin arkasındaki büyük Roman mahallesinin kahvesine gittiğimizde, bambaşka bir dünyayı ve bu dünyada Sedat Zımba’nın yerini fark ediyorum. Edirne ve Kırklareli’de yoğun bir Roman nüfus var. HDP Kırklareli yöneticisi Yakup Aslan, tek parça olsalar belediyeyi alırlar diyor, o kadar yani… En diptekiler onlar, en marjinaller ve doğal olarak bu kadar büyük bir nüfus, AKP’nin de ilgisini çekiyor. Kırklareli’de tarikatlar kenardan köşeden sızmaya başlamış mahallelere; Edirne’de de öyle. Bir yandan ilk bakışta fark edilen derin yoksulluk, diğer yandan Romanların “dokuz altı” çalışmaktan çok “dokuz sekiz” ritmine uygun ruh halleri, yardım adı altında yapılan bu sızmalara da uygun zemin sağlıyor. Yine mahalleden Sedat’ın yetiştirdiği başka biri, kahvede konuşurken, yıllar önce, 90’larda tasarladıklarını anlatıyor üzüntüyle; kooperatif gibi yerler açmak, çocukları okutmak… Olmamış. “Biz yapamayınca sakallılar dadandı işte” diyor hayıflanarak.

Sonuçta AKP bütün yoksullara yaptığını onlara da yapıyor; yardım dediği şeyi bir tür bağımlılık haline getiriyor. Değer verdiği de yok üstelik. Kırklareli’de koca bir hastaneyi Roman mahallesinin ortasına kurmuşlar örneğin; bölgeyi tanıyanlar pek yakında rant büyüyünce yüzde 90’ı tapu sahibi olmayan romanlara yol görünecek diyor. Benzer bir şeyi Babaeski’de yapmışlar ve şehirden sürmüşler Romanları.