İzlenim

Botan’ın kalbi direnişe ve ‘Hayır’a akıyor


Kentin yüzde 80’inin yerle bir edildiği, ilçelerinde insanların bodrumlarda katledildiği ve yasağın bir yılı aştığı Şirnex referandum gününde ‘Hayır’ demeyi bekliyor. Botan’ın kadim şehrinde yurttaşlar, bütün yaşatılanlardan sonra ‘Nasıl Evet diyelim’ diyor

Dicle Müftüoğlu

Nuh tufanına karşı direniş, yeniden hayatı kurma alanı olarak kabul edilen Şirnex ve Botan toprakları, burada yaşayan Kürt halkı için hep bir direniş kalesi olarak kabul edilmiş ve insanlar yaşamlarını buna göre inşa etmiş. Botan bölgesi Kürtler için geniş bir alanı kapsarken, ana merkezi olarak Şirnex (Şırnak) ve ilçeleri biraz daha merkez olarak kabul ediliyor. Geleneklerine bağlılık bakımından el aldığımızda da Şirnex, Cizîr (Cizre), Silopiya (Silopi) ve Hezex (İdil), sokaklarında geleneksel kıyafetlerinden vazgeçmeyen insanlar hemen dikkati çekiyor. Özellikle Cizîr’de Mem’in ve uğruna zindanlarda ölümü göze aldığı sevdası olan Zin’in yasını tutmak için üzerlerinden siyah çarşaflarını çıkarmayan kadınlar, kentin ana simgelerinden biri.

Yaşananlar ne akıldan ne yürekten silinebilir

Son 2 yılda yaşananlara baktığımızda ise artık hayat da, acılar da, direniş de farklı biçimlerde örülüyor. İki yılda Cizîr, Silopiya, Hezex ve Şirnex’te ilan edilen sokağa çıkma yasakları, yaşanan ölüm ve yıkımlar yani tüm bu yaşananlar, insanlığın çok kolay aklından, yüreğinden silinebilecek türden değil. Tüm seçimlerde HDP ve DBP’nin yüzde 80 ila 93 arasında oy aldığı bu kentte seçimin nabzını tutmak da bir o kadar anlam kazanıyor.

8_şırnak_4

Yok edilen Şirnex nasıl ‘Evet’ diyecek

Yönünüzü Gabar’ın, Cudî’nin komşusu olan ve 246 gün süren yasağın ardından Şirnex’ten arta kalan kente çevirdiğinizde sizi bir sınır kapısı karşılıyor. Yan yana 5 peron, çok sayıda polis, bekçi… Barikatlara bakan insanlar Irak sınırını geçtiklerinde bile bu kadar zorlanmadıklarını söylüyor. Araçlardan kimlikler tek tek toplanırken, insanlar araçlarından indirilerek üzerleri ve araçları didik didik aranıyor. Yaklaşık 1 saat süren GBT kontrolünün ardından kente giriş yapılabiliniyor. Kentin büyük bir bölümü ilk olarak tank ve toplarla yıkılmış ve yasaktan dolayı kentin çevresinde çadırlarda yaşamak zorunda kalan insanlar da bu yıkımı gözleriyle gördü. İnsanlar, operasyonun ardından başlayan yıkımdan sonra gittikleri kentte, molozların arasından evlerine dair bir iz aradılar. İşte bu kentte insanlara yapılacak referandum oylamasını sorduğumuzda dönüp yıkılan kenti gösteriyorlar ve bunun sorumlusu olarak kabul ettikleri AKP hükümetinin önlerine getirdiği Anayasa’ya “Hayır” diyeceklerini belirtiyorlar. AKP seçimlere doğru, insanlara yıkılan evlerini yeniden inşa edeceğinin “müjdesi”ni verirken, bu vaatler çok karşılık bulmuyor. Kentte “Hayır” çalışmasını örgütleyen HDP, DBP, DTK ve TJA, kentteki polis ablukasından dolayı rahat bir çalışma yürütemese de ilde gerçekleşen referandum startında dolaşan HDP aracını heyecanlı gözlerle takip eden insanların bakışları da verecekleri oyun rengini gösterir nitelikte.

‘Nasıl Evet diyelim?’

Aylarca yasağın devam ettiği ve ardından da yıkım ile birlikte tutuklamaların çok yoğun yaşandığı Silopiya ve Hezex ilçelerinde de, durum çok farklı değil. Belediyelere kayyum ile el koyan devlet, burada AKP çalışmaları yürütüyor. Hezex’te kentin ana mahalleleri yasaklar sırasında yıkılırken, TOKİ tarafından yapımı devam kentin yapısının dışında üretilen konutlar da halkı “Evet” için ikna edemiyor. Silopiya’da sokaklarda yürüyen insanlar, hala cenazesi 7 gün boyunca sokakta bekletilen Taybet Ana’yı görür gibi yürüyor, bu acıyı derinden hissediyor. Silopiya’nın Gite beldesinden olan Suzan Uslu da, Taybet Ana’yı unutmayanlardan. Uslu, “Şehirlerimizi yıktılar. İnsanlarımızı göçe zorladılar. Bizim kimseye bir zararımız yok. Biz Kürd’üz, dilimiz Kürtçe bu yüzden bize bunları yapanlara nasıl ‘Evet’ diyelim? Biz, bize bunu yapan Erdoğan’ın başkan olmasını kabul etmeyeceğiz” diyor.

8_şırnak_3

Direniş kalesi: Cizîr

Yönümüzü çevirdiğimiz Cizîr yani Cizîra Botan, hala bölgenin ana motoru, kalbi niteliğinde. Bırca Belek’in Dicle’ye komşu olduğu bu ilçe Mîr Bedîrxan İsyanı’ndan 1992 Newrozu’na, Kobanê eylemlerinden özyönetim direnişlerine kadar adını direniş ile duyuran kent yaşadığı acıların izlerini silmeye çalışıyor. Kentin giriş ve çıkışlarında bulunan polis noktalarının yanı sıra kentin neredeyse her caddesi ve sokağında gezen zıhlı araçlar, baharın gelişini çiçekleri kopararak engellemeye çalışma haline benzese de Newroz’da tüm baskılara rağmen binlerin alana akması baharın bu topraklarda kaçınılmaz bir gerçek olduğunu ortaya koydu. Sokağa çıkma yasakları döneminde yoğun çatışmaların yaşandığı mahalleleri gezdiğimizde kurşun izlerinin büyük oranda yapılan tamiratla kapatıldığı sokaklarda, insanların yüreklerinde açılan yaraların o kadar da kolay kapanmayacağı, insanların yüzüne de diline de yansımış. Yine diri diri yakılarak öldürülen insanların sığındıkları bodrumlara dair tüm izler, kepçelerle sökülmek istense de, o bölgede bulunan boşluk bile orada yaşamını yitirenlerin direniş türküleri, kulaklara çalınıyor.

Bu kadar acıdan sonra…

Cudî Mahallesi’nde evine konuk olduğumuz Taybet Gökhan, referandumdan konuşmaya başlarken bile söze o günlerde yaşadıklarını anlatarak başlıyor. Yasak sırasında mahallede olduklarını, mahallenin kurşun ve top yağmuruna tutulduğunu aktaran Gökhan, “13 gün evde kaldım. Kurşunlar üzerimize geliyordu. Evin arka odasına sığındık, kendimizi ancak öyle koruduk. Suları kestiler. Evde yiyecek sıkıntımız yoktu ama su olmayınca ne yapabilirsin ki? “ diyerek yaşadıklarını özetledi. Aslını inkar etmeyen herkesin “Hayır” diyeceğini söyleyen Gökhan, “Benim 2 amcamın oğlu devlet tarafından öldürüldü. Yasaklarda dayımın eşi Hediye Şen öldürüldü, dört çocuğu vardı. Onun ardından 2 engelli çocuğu kaldı. Eşimin halasının oğlu Kasım Yana bodrumlarda yakılarak öldürüldü. O kadar gencimiz öldü ki acımız büyük. Biz Kürtler bir olursak onlardan daha güçlüyüz. Biz bu kadar acı yaşadıktan sonra nasıl ‘Evet’ diyelim? Kanımızın son damlamasına kadar, ölüme kadar ‘Hayır’ diyeceğiz” diyor.

Konuşmayı öğrenmeden ‘Na’ demeyi öğrendi

Yine Cudî Mahallesi’nde ilk sokağa çıkma yasağı sırasında sokakta oynarken kurşunlara hedef olan Cemile Çağırga’nın evinde ana gündemlerden biri referandum. Öyle ki Cemile’nin yiyeni Agit Çağırga, anne-baba demeyi öğrenmeden önce “Na” demeyi öğrenmiş. Minik Agit, gördüğü herkese dönüp zafer işareti yapıyor ve kararını belirtiyor. Anne Emine Çağırga da hala gözlerinde yaşlarla, “O kadar vahşet yaşandı ki artık içimiz kaldırmıyor bunları anlatmaya. Bize yapılmadık bir şey kalmadı ve yaşanan her şeyi tüm dünya gördü. Burada yasaklar döneminde bir kızı katlettiler, çırıl-çıplak soydular. Bunca acıyı yaşayan anneler nasıl ‘Evet’ diyecek. Biz yaşamımızın sonuna kadar ‘Hayır’ diyeceğiz. Buzdolabında sakladığımız, bodrumlarda yakılan çocuklarımız için ‘Hayır’ diyeceğiz.” diye özetledi.

‘Oylar çalmazsa kazanır’

“Hayır”ın ezici bir oranla kazanılacağına kesin gözüyle bakılan Cizîr’de yurttaşların sandık güvenliği noktasında kaygıları da yok değil. Gazeteci olduğumuzu anlayan taksici Ahmet, bizden rol çalarak, “Seçimlerde ne olur? Siz daha iyi bilirsiniz” diyor. Sonra süren sohbetin ardından kentten yana kaygısının olmadığını ancak seçim güvenliği noktasında kaygılarını paylaşarak, “Yani bu kadar polis buralara getirmişler. Oylarımızı çalmazlarsa sorun yok” diyor.

8_cizre_kadın

‘Kürt halkının özgürlüğü için…’

“Hayır” sesinin yankılandığı kentlerden biri olan Cizîr’de yakınlarını kaybeden aileler “Hayır” demek için birçok nedenleri olduğunu söyerken, başka acıların yaşanmamsı için “Hayır” çağrısı yaptı.

Zeynep Tunç: Kaybetiğimiz insanlarımız için…

“Diz çökmedik bizimle gurur duyun” sözleriyle hafızalara kazınan Cizîr Halk Meclisi Eşbaşkanı Mehmet Tunç’un eşi Zeynep Tunç, o dönemde evlerin yıkıldığını, çocukların öldürüldüğünü belirterek, “Cizre halkı ve gençleri 3 ay boyunca tank ve toplara karşı bir direniş sergiledi. Onların çağrıları da hala bizim kulağımızdadır. Onlar için bile olsa biz sandığa gideceğiz ve Erdoğan’a ‘Hayır’ diyeceğiz” diye konuştu.

Güler Tunç: Başka Bêkes’ler olmasın diye…

Bodrumlarda yakılarak öldürülen Orhan Tunç’un eşi Güler Tunç ise eşinin ölümünün ardından doğan oğlu Bêkes’i göstererek, “Binlerce çocuğu yetim ve öksüz bıraktılar. Oğlumun adını Bêkes yani kimsesiz bıraktım. Benim Bêkes’im gibi hiçbir çocuğun yetim kalmaması için herkesin sandık başında ‘Hayır’ demesi gerekir.”

Gurbet Çağdavul: Tecridi kaldırmak için…

13 Eylül 2015’te ilçede ilan edilen yasak sırasında panzerden atılan kurşunlar sonucu öldürülen Sait Çağdavul’un annesi Gurbet Çağdavul da, “Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecridi kaldırmak, zindan direnişçilerine destek olmak, çocuk ölümlerini önlemek, katliamlara dur demek ve Kürt halkının özgürlüğü için ‘Hayır’ diyeceğim” diyenlerden.

Makbule Nerse: İrademizi gasp ettikleri için…

2 yıl önce polis kurşunuyla yaralandıktan sonra elleri ve ayakları bağlanarak sokakta ölüme terkedilen 17 yaşındaki Hasan Nerse’nin annesi Makbule Nerse de, “Kürtler daha yol kenarlarında bedenleri teşhir edilen kadınları ve Cizre bodrumlarında katledilenleri unutmuş değil. İrademize kayyum atadılar, milletvekillerimizi tutuklayıp ve zindanlarda tutsaklara zülüm ediyorlar. Bizim ‘Hayır’ için çok nedenimiz var” diye konuştu.

Yarın: Dicle Müftüoğlu izlenimleriyle Mêrdîn